Saturday, February 2, 2013

Driving Under The Influence of Alcohol

Alkolü alan ya şaire ya da aşığa bağlar ya - sana seviyorum, seni aşığım diyenler çok görüldü - ben de o hesap yazmaya veriyorum kendimi. Eskiden bir defterim vardı, her anımı ya da şarkı sözlerimi falan yazardım, anılarımdan daha önemli bir "an" için yaktım, şimdi yeni bir tanesini almaya korkuyorum çünkü eğer öyle bir "an" tekrar gelirse hiç düşünmeden yakarım yine. Ama konumuz bu değildi sanırım. Gerçi konumuz neydi onu ilk harften beri bilmiyorum. Belki de böyle olması daha iyidir...

Ne zamandır şarkılarla ne yaşıyorsam yansıtmaya çalışmışım, fena da olmamış aslında blog'un geçmişini biraz kurcalayınca. Bir müzisyen olarak kendimi anlatmanın en güzel yolu hep müzik olmuştur. Tıpkı kekeme insanlar gibi, doğru düzgün konuşabildiğim tek an şarkı söylediğim anlar sanırım. Gerçi bunun bile bana üzüntü olarak döndüğü anlar oldu.

Bir keresinden bir kadın için müziği bırakmayı düşünmüştüm, kendini hep 2. sırada gibi hissederdi. Ve ben ona öyle olmadığını anlatmaya çalışırken kekelemekten, daha cümlemin 1/4'ünü bitiremeden gitti. Baya oldu gideli, hem zaman hem de alkol yüzünden çok flu her şey. Sadece müziği bırakmayı düşüneceğim kadar değerliydi benim için, bunu unutmadım.

Bir kadeh daha şarap...

Ey güzel okuyucu, sen de kendine bir kadeh koy, ayıkken sarhoş muhabbeti çekilmez bilirim.

Bir keresinde çok kötü bir adam olmuştum, baya oldu... Kendimden o kadar nefret ettim ki tüm tarihi belgeleri yok edip kendimi zamandan sildim. Tıpkı Oswin Oswald'un Doctor için yaptığı gibi. - Ne, Doctor Who izlemiyor musun? Bence hemen başlamalısın - Artık o adamı sadece ben hatırlıyorum, Mr. Hyde'ımı bir daha hiç gören olmadı...

Bir keresinde kendimi öldürmeye çalışmıştım. Çok ama çok oldu... Sonra çok yakın zamanda da "hayat" beni öldürmeye çalıştı, bir süre ilaç kullandım geçti. İronik olansa hayat beni öldürmesin diye de çok fazla ilaç kullandım, kendimi öldürmek içinde. Hayatın çok değişik ve karanlık bir mizah anlayışı olduğunu o an gördüm. Bundan yıllar önce içkiyle ilaç içerken bunu neden yaptığımı hatırlamıyorum, orası da baya flu, ama hayat beni öldürmesin diye aldığım ilaçların hepsinin sebebi hala kristal berraklığında aklımda...

Bir zamanlar çok aptaldım, hala çok akıllı sayılmam ama şu an ki durumumu geçmişe göre büyük bir başarı sayabiliyorum. Her zaman derler ya zeki olmak, akıllı olmaktan farklıdır diye. İsviçreli bilim adamları tarafından test edilip kanıtlanmış, TSE belgeli bir 148 iq'ya sahibim ama gel gör ki hayatımda çok nadiren akıllı kararlar verdim. Durumu toparlamaya çalışıyorum. Elimden ve işime geldiğince...

Bir kadeh daha... Bir dal daha...

Bir zamanlar mutlu bir adamdım, şu an da fena sayılmam ama her fani gibi bende "aşk" ihtiyacından muzdarip olmaya başladım. Böyle şeylerin aranarak bulunmadığının çok farkındayım ve aramaya başlarsam dünyanın en saçma yerlerine bakacağımı ve bulacağım şeyin istediğimle alakasız olacağını biliyorum, o yüzdendir bekliyorum. Bazen beklemek güzeldir. Fakat her zaman zordur...

Bir zamanlar sevdiğim birine sarılıp uyumanın ne güzel bir şey olduğunu biliyordum. Artık yalnız uyuyorum, o günler - tıpkı tahmin edeceğin gibi - baya flu... Hatırladığım iki şey var, biri huzur, diğeriyse hiç üşümediğim. Üşümemek için kat kat giyinip kalın, yünlü yatak çorapları giyiyorum. Huzur içinse yapacak bir şey yok.

Son bir kadeh ve sigara...

Yarın bu yazıyı okurken ne kadar çok yazım hatası göreceğimi tahmin edebiliyorum, ama hiç birine dokunmayacağım. Dedim ya neden yazmaya başladım bilmiyorum, o yüzden ne geldiyse içimden, bırakacağım öyle kalsın.

Fonda The XX - Angels, belki 100. kez çalıyor, gecenin en güzel yerinde yazdığım yazıma belki de istemeden ilham kaynağı olarak.

İyi geceler...

No comments: