Saturday, February 13, 2016

Bir Başka Dünya

Bu biraz kızgın biraz da kırgın bir yazı, hem çok sevdiğim dostlarıma hem onların sevenlerine.

Bir kaç gündür arabada Pera'nın ilk albümü "Bir Başka Dünya"yı dinlemeye başladım. Dinlerken de grupla tanışmam, albümde ufak bir katkım olması, oradan oraya konser peşinde koşturmamız geldi aklıma. Güzel günlerdi, çok da eğlendik. Sonra da aklıma o zamanlar bu ülkenin böyle şarkılara ve daha önemlisi böyle bir sound'a ihtiyacı olduğunu konuşmamız geldi. Tam Türkiye'de ana akım olmak üzereyken ölen bir nu-metal esintili sound vardı, Çilekeş, Dorian, Manga vs. gibi gruplar ile yükselen. Fakat olamadı, o gruplar bambaşka kafalara yürüdüler. Pera o akımı geri getirecek güce sahipti, ama olmadı... Neden?

Burada yazacaklarımı grup elemanlarına da direkt söylediğim için yazmaktan çekinmiyorum. İlk olarak Pera çok kolay pes etti benim gözümde. Evet kabul ediyorum piyasa zor, beğendiği bir sound var, ona aykırı grupları kabul etmek istemiyor, gerçeğin farkındayım (Suç Benim :) ). Fakat dostlarım ilk albümden sonra mı pes etmek lazımdı? Bir kez daha denenemez miydi? Ana akım zorlanamaz mıydı? İşte tam bu yüzden kırgınım size, çünkü siz zorlasaydınız ben de zorlayacaktım, hani diyorsun ya karşılaştığımızda "Abi senin kesin bir şeyler yapman lazım" diye Gökhan. Moruk siz zorlasaydınız yemin ediyorum arkanızdan gelecektim, o kadar gaza gelmiştim ki sizin ilk albümle, ben de dönecektim GARAGE zamanlarına, LİMON günlerine, gerçekten yapacaktım. Ama abi siz pes ettiniz, ben hiç başlayamadım bile... İlk albümü dinledikçe kahrolmam da bundandır işte...

Şimdi gelelim grubun o güzel sevenlerine... Pera'yı aldınız ellerinizle çok güzel bir yere koydunuz, harikasınız gerçekten. Ama neden Pera konserlerinde ilk albümden bir şeyler çalmayınca buna tepki vermiyorsunuz... Hadi şimdi eğri oturup, doğru konuşalım, pek çoğunuz o albümü dinlemedi bile değil mi? Fakat asıl sevmeniz gereken şarkılar oradaydı biliyor musunuz? Gökhan harika bir söz yazarı ve muhteşem aşk şarkıları yazdı, yazıyor. Ama Gökhan bu ülkenin sorunlarıyla ilgili çok güzel protest şarkılar da yazdı. Ve ülkenin içinde bulunduğu durumda siz gençlerin en çok o şarkıları dinlemesi ve görmesi lazımdı, bu adam bize bir şey anlatmaya çalışıyor. Pera size TELEVİZYON'un yalan söylediğini, her şeyin kolpa olduğunu söyledi, gerçekleri görmenizi istedi. Pera size BAĞDAT'ta ne oluyor onu anlattı. Pera size başımızdaki HODBİN'leri anlattı. Ama sert olacak belki biraz ama bas baya dinlemediniz be gençler. Varsa yoksa aşk, ayrılık dediniz. Aşk güzel şeydir ama ya gerçekler, ya sokağa çıktığınızda gördükleriniz. Sadece aşk mıydı hayat, ya da ayrılığın acısı mıydı? Değildi pek tabi ama işte yine gelip durduğumuz yer; dinlemediniz gençler...

Siz dinlemediniz, bu adamlar da yapmadı... O hevesi aldınız bu insanlardan...

Bu yazdıklarıma grup elemanları ne kadar katılırlar bilmiyorum, katıldıkları ya da katılmadıkları yerleri zaten bana ileteceklerdir eminim. Ama ne olursa olsun Pera'daki güzel dostlarım;

Hala konserlerinizde TV çalmıyorsunuz ve ben her konser daha çok üzülüyorum...

Saturday, September 13, 2014

Way to Fall...

Bu dünya üzerinden bundan daha iyi bir soundtrack seçimi olmamıştır, olmayacaktır da...

Her hatırladığımda gözlerimin dolmasına sebep olan muhteşem bir oyun sonu ve tam o sırada "koy ver gitsin ağla hüngür hüngür" diyerek başınızı okşayan bu muhteşem şarkı...

Hideo Kojima hakkaten insan değil...




Son
You've got a way to fall
They'll tell you where to go
But they won't know

Son
You'd better take it all
They'll tell you what they know
But they won't show

Oh
I've got something in my throat
I need to be alone
While I suffer

Son
You've got a way to kill
They're picking on you still
But they don't know

Son
You'd better wait to shine
They'll tell you what is yours
But they'll take mine

Oh
I've got something in my throat
I need to be alone
While I suffer

Oh
There's a hole inside my boat
And I need stay afloat
For the summer
Long

Oh
I've got something in my throat
I need to be alone
While I suffer

Oh
There's a hole inside my boat
And I need stay afloat
For the summer

Son
You've got to wait to fall
They'll tell you where to go
But they won't know

Thursday, August 7, 2014

I'm not the kid I used to be...

Bir haftadır üzerimde bir ağırlık, ama bir derdim olduğundan da değil... Sorun var olan vücudu, tüm hafifliğine rağmen kaldıracak gücümün olmaması... Sorun artık hep vücudumun bir tarafından beni dürten çocuğun belki de beni tamamen terk etmiş olması...

Benim çok güzel bir hayatım var, gerçekten... Muhteşem bir sevgilim, sevimli bir kedim, minik ve sıcak bir evim, bir sürü oyuncağım -bu nokta çok önemli- ve güzel dostlarım... Hepsi için minnettarım, her kime olmam gerekiyorsa... Ama bazı şeyleri kaybediyorum gibi hissediyorum...

Özellikle oyuncaklarıma olan ilgimi....

Ben takıntılı bir kolleksiyoncuyum, elektronik eğlence sektörüne dahil olabilecek bütün oyuncakları ve oyunları toplamaya adadım kendimi, aldığım bir şey koleksiyonuma girdikten sonra asla çıkmaz, asla satılmaz, asla paylaşılmaz...

Her şey PS3'ümü satmamla başladı...

Aslında sahip olduğum PS3'lerden birini satmamla, evet birden çok PS3'üm var... Bunca zaman maddi açıdan çok zor durumlara düşmüş, ama yine de koleksiyonumun bir parçasını asla satmamıştım. Bu kararı alabildiğimi ve hiç üzülmeden bir oyuncağımı satabildiğimi farkettiğim an işler değişmeye başladı...

Neden şimdi?

Sorunun cevabını ararken pek çok şey tokat gibi çarptı suratıma... Mesela şu an grubumla bir albüm kaydediyorum. çok değil bundan 3, 4 yıl önceki Murat bu noktada olsa heyecandan yerinde duramazdı... Şu an ki ise kıçını kaldırıp kayıtların nasıl gittiğini görmek için stüdyoya bile gitmeye üşeniyor... Konser mi var bir yerde, kim gidicek yahu ona amaaaan... Stüdyo mu yapacağız, abi gereği var mı yaaa, çıkar çalarız işte...

Müzisyen Murat'ın hayallerine ne oldu?

Saçları beyazladı ve başı şişti...

Yeni evimize çıktığımız da sevgilim bütün oyuncaklarımı kurmamamı istedi ve direk evet dedim... Bu bir fedakarlık mıydı? Hayır... Gerçekten bir duvar dolusu oyun konsolunu kurmak isteseydim bunu bir şekilde ara yolunu bulur yapardım, eminim ki sevgilim bu konuda hevesli olduğumu farketse "Tozunu sen alırsın ama" der ve o aletler kurulurdu... Hayır sorun bu değildi, evet dedim çünkü ben de hevesli değildim, o söylemese bile zaten kurmayı düşünmüyordum benim için bir zamanlar gurur tablosu olan koleksiyonumu... Kutulara kalktılar ve öyle duruyorlar...

Murat'ın oyuncaklarına ne oldu?

Hayat oynarken bozdu...


Uzun zamandır tutunduğu çocuk ya gitti, ya da battaniyesini burnuna kadar çekip uyudu...

Kim bilir...

Thursday, June 19, 2014

SOMA'YI UNUTMA!!!!




Sarılacağı vaad edilen yaralar, yerine getirilmeyen vaadler...

Kaybedilen babalar, çocuklar...

Gün yaraları sarma ve bu iş kazası süsü verilen katliamı UNUTMAMA günüdür... 

Gün yaraları sarmak için elimizden geleni yapma günüdür...

29 Haziran Pazar günü, elimizden geleni yapmak üzere bize yardımcı olmanız dileğiyle...

Sahne alacak gruplar : 

# Holy Maiden 
# Heavy Sky 
# Sceptic Age
# Darkphase
# Karakedi 


Ve desteklerini esirgemeyen :

IF Performance Hall ve Studio DEEP

Konserin bilet hasılatı "Türk Eğitim Derneği (TED)" aracılığıyla SOMA'ya ulaştırılacaktır...

Wednesday, June 11, 2014

Nuclear...


Standing on the edge of the crater
Like the prophets once said 
and the ashes are all cold now
No more bullets and the embers are dead
Whispers in the air tell the tales
Of the brothers gone
Desolation, devastation
What a miss we made, when it all went wrong

Watching from the edge of the circus
For the games to begin
Gladiators draw their swords 
form their ranks for armageddon

I'm nuclear
I'm wild
I'm breaking up inside
A heart of broken glass
Defiled
Deep inside
The abandoning child

Standing on the edge of the underworld
Looking at the abyss 
and I'm hoping for some miracle
To breakout to escape from all this
Whispers in the air tell the tales
of a life that's gone
Desolation, devastation
What a mess we made, when it all went wrong




bazı şarkılar yok yere üzer insanı...

Wednesday, June 4, 2014

Biz "Oyuncular" Aptal Değiliz...

Oyun piyasasını sadece oynayarak değil, haberleriyle röportajlarıyla, basın açıklamarıyla falan düzenli olarak takip eden bir adamım. Oyunu oynamayacak olsam bile, yapımcıların nelerle uğraştığını, oyunları hakkındaki teknik detaylarını okumayı, yapımcı günlüklerini takip etmeyi severim. Belki hep hayal ettiğim ama hiçbir yapamayacağım bu işin içimdeki uhtesindendir, bilinmez.

Biraz önce Order 1886 adlı, PS4'e özel bir oyunun geliştiricilerinden birinin röportajını okudum ve okuduklarım karşısında sinirlerim zıpladı. Böyle bir açıklamayı yapan bir insanın aptallığının sınır tanımayacağını düşünüyorum.

Arkadaş demiş ki;

"60 fps is really responsive and really cool. I enjoy playing games in 60 fps," Jan told me. "But one thing that really changes is the aesthetic of the game in 60 fps. We're going for this filmic look, so one thing that we knew immediately was films run at 24 fps. We're gonna run at 30 because 24 fps does not feel good to play. So there's one concession in terms of making it aesthetically pleasing, because it just has to feel good to play."

Kabaca çevirirsem;

"60 FPS gerçekten daha hassas ve harika. 60 FPS ile oyun oynamaktan keyif alıyorum"......."Fakat 60 FPS'in gerçekten değiştirdiği bir şey var ki o da oyunun estetiği. Oyunumuzun film gibi (filmic diye bir kelime var mı onu bile bilmiyorum ama böyle demek istiyor olsa gerek) görünmesi için uğraşıyoruz ve biliyoruz ki filmler 24 FPS ile gösteriliyor. Oyunumuz 30 FPS olarak çalışıyor çünkü 24 FPS oyun oynamak iyi hissettirmiyor. Bu oyunu estetik olarak memnun edici şekilde geliştirmek konusunda verdiğimiz tavizlerden biri, çünkü oyun aynı zamanda oynarken iyi hissetirmeli"

Şimdi gelelim benim düşündüklerime;

Yıllarca oyuncuyu salak yerine koymaktan bıkmadınız değil mi? Son dönemde üst üste gelen önce dehşet ürünler göster sonra gösterdiğinin yarı kalitesinde ürün piyasaya sür (Far Cry 3, Alien Colonial Marines ve Watch Dogs ilk aklıma gelenler). Sonra saçma sapan 30 FPS ile 60 FPS arasında fark yok yahu diye at tut, yediremezsen rakamlar değil, oyun önemli de. Konsollar güçten geberiyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz bu kadar güçle, oyunu yaptık artan güçle 3 nükleer santral çalıştırdık 2 de Mars keşif aracı fırlattık tadında açıklamalar yap, ama oyunlar 1080p'yi göremesin.

Artık dürüst yapımcılar görmek istiyorum, desin ki paşa paşa "Grafiklere abandık 30FPS kaldı", "Henüz makinelerin tam performansını verecek şekilde kodlamayı bilmiyoruz", "Tembeliz lan kim uğraşacak o kadar optimizasyon koduyla!" desinler. Oyunu zaten sinemaskop bir çözünürlüğe getirmişsin, siyah bordür formatına sokmuşsun, daha ne "filmic" falan gibi abuk subuk konuşuyorsun. Hobbit 48 FPS'di, kimse çıkıp hiç "filmic" bir film olmamış, 48 FPS film mi olur diyor mu? Evet biraz garip görünüyordu bazı insanlara ama 60 FPS oyun oynamaya alışan biri olarak hiç yadırgamadım, hatta pek çok oyuncu arkadaşımda yadırgamadı aynı şekilde.

Bu yazdıklarım tamamen salak yerine konulmaya çalışılan bir adamın sinir boşalmasıdır. Oyuncular düşündüğünüz kadar salak, her söylediğinizi kabullenecek kadar bilgisiz değiller. Hayatınızı kazandığınız kitlenin üzerine pislemekten vazgeçin...

Monday, May 26, 2014

So Ambitious...


Under these laser lights cite
Our romantic right to except and exclude
And you memorize all those starlit eyes
With their glass depth mood and our romantic rights
You're kinda pretty if you move right
It's all in the side to side...

If I give you what you want will you leave me alone?